YEREL YÖNETİMLERDE SOSYAL HİZMETLER

Çeşitli sebeplerle kırsal alanlardan büyük şehirlere göç son yıllarda hızla artmaktadır Göçle birlikte çarpık kentleşme, yoksulluk, işsizlik, aile ilişkilerinde yaşanan sorunlar toplumun sosyal dengesini olumsuz anlamda etkilemektedir. 

İnsanların sorunlarla baş edebilme bilinç eksikliği, dış destek yoksunluğu, eğitim seviyesinin düşüklüğü nedeniyle yeni topluma yabancılaşmakta, kültürel farklılık nedeniyle sosyal yalnızlık çekmektedirler. Bu nedenle kendilerine en yakın kamu, özel kurumun, sivil güçlerin desteğine ihtiyaç duymaktadırlar. Bu yüzden yerel yönetimlere duyulan ihtiyaç belirgin bir şekilde artmaktadır. Yerel yönetimler tarihi oluşumu içerisinde, belli ihtiyaçları karşılamak ve bir takım yerel hizmetleri yürütmek üzere devletle beraber ortaya çıkmış, devletin bir parçası olarak bir kısım hizmetleri yürütmeleri kanunlarla belirlenmiş kamu kurumlarıdır. 

Yerel Yönetimler genel olarak, belirli bir coğrafi alanda yaşayan yerel topluluğun ortak ihtiyaçlarını karşılamak üzere, karar organları yerel halkça belirlenen, yasaların ortaya koyduğu görev ve yetkilere sahip, özel geliri, bütçesi ve personeli olan kamu tüzel kişileridir Değişik bir ifadeyle yerel yönetim:’yerel halk tarafından seçilmiş kişilerce yönetilen, özerk ya da bağımsız bir yapıya ve kendisine ait bir maliyeye sahip olan kurum’dur. 

Yerel yönetimler, yalnızca merkezi yönetimin yükünü azaltmak ve kentsel altyapı sorunlarını çözmekle görevli siyasal/yönetsel kurumlar değildirler. Yerel yönetimi bir alt sistem olarak kabul ettiğimiz zaman, bir ülkenin demokratikleşmesinin gerçekleşmesinde yerel yönetimler demokrasinin temel taşları olarak görülür.. Birçok uygulamacıya göre yerel yönetimler “demokrasi”, “verimlik/etkinlik”, “ özgürlük”, “özerklik” ve “yeniden paylaşım” olmak üzere beş temel değere dayanır. Bilindiği gibi, yerel yönetimlere ilişkin temel yasalar, 2004 tarihinden itibaren yeniden düzenlenmiştir. İlk düzenleme 10.07.2004’te 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile başlamış; 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu, 22.02.2005 tarihinde kabul edilmiş, 5393 sayı Belediye Kanunu da, 03.07.2005 tarihinde yasalaşmıştır. Bu kanunların temel amacı, özerk, hesap verebilir, katılımcı, etkin, verimli, kısacası çağdaş bir yerel yönetim anlayışını hayata geçirmek için gerekli hukuki çerçeveyi oluşturmaktır Günümüzde yaşanan, toplumsal, ekonomik ve kültürel sorunlar etkili önlemleri ve acil çözüm yolarını gerektiren boyutlara ulaşmıştır. 

Az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkeler çerçevesinde yer alan ülkemizde kentlerdeki gelir paylaşımındaki dengesizlik, işsizlik, toplumsal yapıda bozulmalara ve çalkantılara neden olmaktadır. Sosyal devlet ilkesi; vatandaşları için çağın koşullarına uygun, insan onuruna yaraşır, kişi hak ve sosyal dengeleri dikkate alan bir yaşam seviyesini mümkün kılan bir sosyal düzeninin gerçekleştirilmesi yükümlülüğünü ve hakkını vermektedir. 

Bütün bu veriler ışığında bakacak olursak; toplumsal yapıda kent yaşamında iki farklı grubun oluştuğunu söyleyebiliriz. Birinci grupta yer alanlar iyi eğitim görmüş, üst sosyo-ekonomik düzeyde olan kentin her türlü olanaklarından yararlanan kentli kültürünün dokusunu oluşturanlardır. İkinci grup ise; alt sosyo-ekonomik grupta yer alan insanları kapsamaktadır. Kırsal kesimden göç etmiş, eğitim düzeyi düşük, işsizlik, yoksulluk sorunlarıyla baş başa olan ne kentli, ne de bulunduğu koşuldan dolayı köylü olmayan bir kesimin varlığıdır 2005 tarih ve 5393 Sayılı Belediye Kanunundaki sosyal hizmetlere ilişkin yetki ve görevlerin çerçevesi, ilgili maddelerde; ”sosyal hizmet ve yardım”, “konut, kültür ve sanat, gençlik ve spor”, “kadın ve çocuklar için koruma evleri”,” özürlüler merkezi”, “dar gelirli, yoksul, muhtaç ve kimsesizler ile özürlülere yönelik sosyal hizmetler ve yardımlar”,”öğrencilere burs”, “meslek ve beceri kazandırma”, “hemşeriler arasında sosyal ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesi ve kültürel değerlerin korunması” biçiminde kavramlaştırılarak çizilmiştir. Bu görev ve yetkiler, ana başlıklar halinde belirtildiği için, bunların içinin doldurulmasında belediyelere genel bir yetki verilmektedir. 

Belediyeler bu alanlarda yurt içi ve yurt dışı kamu ve özel kesim kuruluşları, sivil toplum örgütleriyle birlikte ortak proje ve hizmetler yürütebilme olanağına sahiptir.. 5393 sayılı belediye kanunun da benzer düzenlemelerin sosyal hizmet ve sosyal yardım konularına yer verilmiş ayrıca “Büyükşehir belediyeleri ile nüfusu 50.000’i geçen belediyeler, kadınlar ve çocuklar için koruma evleri açar.” Ayrıca “Belediye hizmetleri, vatandaşa en yakın yerlerde ve en uygun yöntemlerle sunulur. Hizmet sunumunda özürlü, yaşlı, düşkün ve dar gelirlinin durumuna uygun yöntemler uygulanır.” denilmektedir. Belediyeler, sınırları içinde yaşayan birey, grup (aile) ve toplulukların üç ayrı kaynaktan gelen sosyal sorunlarıyla yakından ilgilenmek durumundadır. 

Bunlardan ilki; temelde toplumsal sistemin işleyişinden kaynaklanan, özellikle büyük kentlerde “acil müdahale”yi gerektirecek ölçüde derinleşen yoksulluk, işsizlik, dilencilik, madde bağımlılığı, suçluluk ve benzeri sorunlardır ki, bu sorunların çözümünde genel olarak merkezi yönetimin ve aynı zamanda belediyelerinde rolü vardır. Bu düşünceyle artık belediyeler “Sosyal Belediyecilik” anlayışı ile bakıma, yardıma, korunmaya muhtaç durumda olan insanlara yardım etmeyi temel ilke olarak benimsemesi gerekmektedir. Şişli Belediyesi yıllardır sosyal belediyecilik çalışmalarında öncü olarak yerini korumakta ve tüm belediyelerin dikkatini çekmektedir. 

En yüksek oyla halkın desteğini alan Mustafa Sarıgül'ün sevilmesindeki tek güç yaptığı sosyal çalışmalar, halka yakınlığı, insan sevgisidir.  

Kaynak: http://www.kentimgazetesi.com/index.php?option=com_content&task=view&id=646&Itemid=74  

Yerel Yönetimlerde Kadınlara Götürülen Hizmetler

T.C. Anayasası Madde 10: Herkes dil, din, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.Yoksulluk: insan tarihinin her döneminde farklı boyutları ve gelişimleriyle karşımıza çıkan bir kavramdır.  Üretici güçlerin gelişimine bağlı olarak belirlenen üretim biçiminde yoksulluğun tanımını şöyle de yapabiliriz; Yoksulluk; çalışma, politika, kültür ve kişisel gelişme de yeterli aktivitelerden yoksun olma halidir. Ekonomik (parasal) eksiklik bu durumun bir yüzüdür. Bir başka tanımlamada; kendisini veya bakmak zorunda olduğu kişilerin geçimini kendi olanakları ile yerel ölçülere göre hiç ya da yeterli derecede sağlayamama durumudur. Yoksulluk kendisini veya bakmak zorunda olduğu kişilerin geçimini kendi kaynakları veya yakın akrabalarının desteği ile elde edememe halidir.  Türkiye’de kent yoksulluğu köyden kente göç olgusu içinde değerlendirmek gerekmektedir. Yoksulluğa bağlı olarak

1)  Geçimlik etkinliklere yönelme, gıda üretmek, yakacak toplamak, sosyal dayanışma örgütleri kurmak.

2)  Tasarruf yapmak, öğün sayısını azaltmak, daha ucuz mal ve hizmetleri satın alma, çocukları okula göndermeme, çocukları çalıştırma.

3)  Hanenin büyüklüğünü ve bileşimini değiştirmek ölçek ekonomilerinden yararlanma (birden fazla ailenin birlikte oturması)

4)  Ailede daha fazla bireyin iş gücüne katılması (kadınların-çocukların) Göç ve kentleşme nedeniyle geleneksel yardımlaşma ve dayanışma ağının zayıflaması, yeni kentsel ve sivil toplum dayanışma ağı oluşturamamasıyla yoksulluğun etkilerinin vurucu hale gelmesi bu durumun bireyleri yalnızlığa, umutsuzluğa ve çaresizliğe sürükler.   Yoksullukla mücadelede en önemli aktörler olan kadınların kamusal alanlardan uzak tutuluyor olması, eğitim olanaklarının düşüklüğü, sık ve sağlıksız doğumlar, şiddet görme, ev işlerine bağımlı olması birey olarak gelişimlerini olumsuz etkiler.    Feodal toplumlardan kapitalist topluma geçişle birlikte fakirlik, muhtaçlık olarak ta adlandırılan yoksulluk kavramı bir sosyal sorun olarak toplumlarda ele alınmaya başlandı. “Yoksulun sırtından soyan soyana Bunu gören yürek nasıl dayana.Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana,Bilmem ağlasam mı ağlamasam mı?” türkü dizeleri de en iyi şekilde yoksulluğu. Tanımlamıştır  Burada en önemli etken yoksulluğun ekonomi, makine, insan, mal ve kent yaşamındaki ilişkilere bağlı olarak gelişim göstermesi   

    Yoksulluğa bağlı olarak 

 -  Aile parçalanması  -   Kadınların, Fuhuş, şiddet ve ucuz iş gücüne zorlanması  -  Çocukların korunmasında sıkıntı o  Sokakta yaşayan çocuklaro  Sokakta çalıştırılan çocuk  Suça yönelen çocuklar   Yoksulluğun genel belirleyicileri:

  1.  Düşük gelir
  2.  Yüksek işsizlik.   
  3. Düşük eğitim düzeyidir.  

d   Fiziksel özüre.   

e    Geniş aile

  1.   Ücret sorunları   

h  Ucuz işgücük  Sigortasız çalıştırılan çocuklar

  1.  iş olanaklarının sınırlılığı  

Dış borçlar-askeri harcamalar, uzun süren savaşlar, ticari kısıtlamalar, ekonomik ilişkilerin eşitsizliği yoksulluğun dışsal nedenleri arasında sayılabilir.  Türkiye istatistik kurumunun verilerine göre;909 bin kişi açlık sınırında (%1,29)17 milyon 991 bin kişi yoksulluk sınırında (%25,6)4 kişilik hanenin aylık açlık sınırı 182 ytl Aylık yoksulluk sınırı ise 429 ytl olarak saptanmıştır.Kırsal yerleşim yerlerinde yaşayanlar yoksulluk riski kentsel yerleşimde yaşanlardan fazladır.Hane halkı büyüdükçe yoksulluk riski de artmaktadır.Eğitim durumu yükseldikçe yoksul olma riski de nispeten azalmaktadır.Ülkemizde Kadınların %30,7, Erkeklerin %10,1 ‘sı okur-yazar değildir.Kadınlarımızın nüfusunun %50.67’sini temsil ediyor.Yüksek öğretim gören kadın oranı %14Yüksek öğretim gören erkek oranı ise %21,1Türkiye’de kadınların parlamentodaki oranı ise %4.4 ile Dünya’da 101. sıradayız.Kadınlarımızın %70’e yakını ücretsiz aile işçisi olarak çalışmaktadır.Birçok iş yerinde aynı işi yapan iki kişiden kadın erkekten daha az ücret almaktadır. Türkiye’de kentli erkek işsiz oranı %9 iken kadın işsizlik oranı %20’dir.Ülkemizde sahip olunan gayrimenkulün %73’ü erkeklerin %8,7’si kadınlara aittir. %5.6’sı ise ortak mülkiyettir. Az gelişmiş ülkelerde 100 kadından 26’sı Güney Afrika’da 100 kadından 13’üİngiltere’de 100 kadından 20’siTürkiye’de 100 kadından 57’si ev içinde şiddete maruz kalmaktadır.Komarın yaptığı bir araştırmada kadınların %20’si erkeklerin %31’i kadının erkek tarafından şiddete maruz kaldığını onaylıyor.Başka istatistik verilere göre;- 

   Kadınlar Dünyadaki toplam işin üçte ikisini yapıyorlar.

-  Kadınlar Dünyadaki toplam gelirin onda birini kazanıyorlar.-  Kadınlar Dünyadaki okur-yazar olmayan toplam nüfusun üçte ikisini oluşturuyorlar. -  Kadınlar Dünyadaki toplam özel mülkiyetin yüzde birine sahiptirler. Köyden kente göç olgusu sonucu kente göç edenlerin kent yaşamı içinde karşılaştıkları sorunlar:

1)  Köy yaşamından getirdikleri sosyo-kültürel değerleri koruma mücadelesi şehir yaşamına uyumda zorluk)

2)  Yeni edindiği çevreye uyum mücadelesi (yabancılaşma olgusu)

3)  Karmaşık kent yaşamına uyum güçlüğü kentte kadınlar kendi ailelerinden büyük ölçüde uzağa düşerler, eşinin ailesinin de içinde olduğu geniş aile, akraba, komşu, çevre desteğini alamadığı için yalnızlaşır. Daha çok ev kadınlığı kimliğine büründüğü için eşine bağımlı hale gelir. Kentte kadının kendine uygun iş bulamaması nedeniyle üretimden kopması yalnızlaşma sürecini hızlandırır. Kadının iş gücüne yönelmesini olumsuz yönde etkileyen sebeplerde vardır. Bunlar şöyle sıralanabilir:-  Çok çocuklu oluşu-  Eğitim düzeyinin düşüklüğü -  Yaşlı-sakat kişilere bakmak zorunda olmaları-  Feodal değerlerin ağır basması    Çalışmayan kadın eve kapanır. Ailenin dışa açılan unsuru koca kadın üzerinde baskıyı artırır. Anne çocuklarına bir yandan eski gelenekleri değer yargıları, kültürü öğretirken bir yandan da kentli olma bilincini vermeye çalışırlar. (yufka açmayı öğretirken diğer yandan meslek sahibi olması için kurslara gönderir.)Kentte çalışan kadın;-  Aile bütçesine katkıda bulunmak-  Kendine olan güveni geliştirmek-  Kendi kimliğini bulmak-  Ekonomik özgürlüğe sahip olmak-  Çocuklarına daha fazla destek olabilmek-  Hastasına destek olmak amacıyla-  Çalışmak kadınında hakkı olduğu bilincini aldığından işe girmek ister.   DPT Aile yapısı araştırmasına göre kadınların %69,5’i, erkeklerin %76,5’ine göre kadınların en önemli işleri ev işlerini yapmak olarak değerlendirilir.  Son yıllarda yoğun bir biçimde yaşanan ekonomik-siyasi ve toplumsal krizlerde yoksulluk giderek artmaktadır. Emperyalizmin içsel olgu olduğu az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki milli krizin yükünü yoksullar çekmektedir. Uluslar arası büyük sermaye kurumlarının kendi aralarındaki Pazar ve paylaşım savaşları sonucu kriz daha derinleşmekte. Krizden kurtulmak için de zaman zaman savaşlar çıktığı bilinmektedir. 1. ve 2. Dünya Savaşlarının çıkış sebepleri emperyalist ülkelerin paylaşım savaşlarıdır.   Uluslar arası yardım ve finans kuruluşlarının son yıllarda yoksul ülkelere yoksullukla mücadele konusunda olan özel ilgileri yoksulluğun sadece ulusal değil uluslar arası düzeyde mücadele edilmesi gereken bir sorun ve politika olduğunun göstergesidir.    Ülkemizde özellikle ekonomik krizin derinleştiği dönemlerde yoksulluğun azaltılmasına yönelik “sosyal yardım” dışında ulusal bir program yoktur. Yoksullara götürülen hizmetlerin en önemlisi olan sosyal yardım hizmetlerinin planlanması, ihtiyaç gruplarının belirlenmesi ve desteklenmesi için sosyal hizmet uzmanlarına ihtiyaç vardır. Sosyal yardım kuruluşları -  SHÇEK-  Belediyeleri-  Emekli Sandığı-  Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı-  Sivil Toplum Örgütleri-  Mahalli Kaynaklar

 

ŞİŞLİ BELEDİYESİ OLARAK KADINLARA GÖTÜRÜLEN HİZMETLER

1)  yerel gündem 21 ile birlikte yürütülen Anadolu Bahçesi Projesi: kadınlar pazarı

2)  Kadınlara iş meslek edindirme amacıyla Halk Eğitim Müdürlüğü sivil toplum örgütleri işbirliği ile çeşitli kurslar

3)  Başak kadın kooperatifi işbirliği ile başlatılan yemek fabrikası projesi (evlere-işyerlerine yemek gönderilmesi)

4)  Sosyal güvenli yaşam vakfı ile yaşlı bakım, engelli bakımı eğitim kursları

5)  Türkiye’de ilk kurulan Akademi dadı eğitim kurumuna her dönem için (2,5 ay 6 ay süren kurslar) 15 kadının ücretinin Şişli Belediyesince karşılanması

6)  “Bir yardımda sen yap” elbise yardım dolapları semtin muhtelif yerlerine yerleştirilerek halkı yoksul insanlara yardıma teşvik etmek

7)  Çağdaş yaşamı destekleme derneği ile okuma-yazma ve meslek edindirme kursları

8)  Çeşitli mahallelerde açılan Toplum Merkezlerinde Eğitici-Koruyucu çalışmalar yapmak.

Kaynak: http://www.kentimgazetesi.com/index.php?option=com_content&task=view&id=348&Itemid=74

Okullarda Yaşanan Şiddet Olayları

Çocuk ülkeden ülkeye yaş aralığı değişse de tanım ve gereksinimleri aynı olan bireylerdir. 18 yaşına kadar her insan “çocuk” sayılır. Çocukların yaşama- korunma- gelişme ve kendilerini ifade edebilme hakları vardır. Bu haklar Çocuk Hakları Bildirgesi ile güvence altına alınmıştır. 
Okulların açıldığı ilk günlerde basında gördüğümüz şiddet olayları herkesi derinden yaraladığı gibi ciddi düşüncelere de yönelmemiz gerektiğini de işaret etmektedir. Üç aylık tatil döneminden yeni çıkan bu sevimli yavruların ilk günlerde saldırgan davranışlara yönelmeleri, birbirlerine acımasız bir şekilde zarar vermelerinin sebebi nedir? 

Oyun- eğitim döneminde olan bu çocukların sevgi- saygı- hoşgörü- dostluk- paylaşımcılık özellikleri niçin yok olarak yerini kin- öfke- nefret- bencillik- öç alma duygularına yöneliyorlar. Günlük yaşantımızda karşılaştığımız bireysel ve toplumsal şiddet olaylarının temelinde insanlık tarihi boyunca süregelen birikimlerin olduğu bilinen bir gerçektir. Diyalektik açıdan bakıldığında sebep- sonuç ilişkisi içerisinde nicel birikimlerin nitel sıçramasıdır. 

Sağlıksız yapılaşma, çarpık kentleşme, istem dışı göç, işsizlik, gelir dağılımındaki dengesizlik, kontrolsüz nüfus artışı, eğitim düzeyinin düşüklüğü, bilgi eksikliği gibi birbirine bağlı birçok sorun nedeniyle sağlıklı çocuk yetiştirilememektedir. Çeşitli dönemlerde yaşanan sosyo-ekonomik krizler nedeniyle çocuklar eğitim ortamından erken kopartılmakta küçük yaşta sağlıksız ortamlarda iş yaşamına yönlendirilmektedir. 

Aile ortamında gerekli sevgi ve özgüven desteğini alamayan, okul içerisindeki akademik eğitimi de başarısız olan çocuk olumsuz hareketler geliştirerek kendini kabul ettirmeye çalışır. Okul önlerinde birbirlerine kesici- delici aletlerle saldıran çocukların ailesel ve eğitimdeki başarı durumları araştırıldığında çok çarpıcı sonuçlar ortaya çıkmaktadır. 

Çoğunlukla aile sorunları olan sorunlu çocuklar, çeşitli sebeplerle okuldan ayrılmış, okuldaki eğitim durumları düşük, sosyal yönleri eksik olan çocuklar olduğunu görürüz. Bu nedenle çocukların okul içerisinde çok iyi denetlenmesi, kontrol edilmesi, desteklenmesi ve olumlu yönlendirilmesi gerekmektedir. Çocuk- aile- okul üçgeni içerisinde okul rehber öğretmenlerine büyük görev düşmektedir. Bu amaçla rehber öğretmenlerinin sayısı ve işlevselliği mutlaka arttırılmalıdır. Çocukların oyun çağında olduğu unutulmadan sosyal aktivitelere geniş yer verilmelidir. 

İmkânlar ölçüsünde okullarda sosyal- eğitimsel- kültürel- müzik ve spor çalışmaları genişletilmelidir. Özellikle derslerinde başarısız olan çocukların aileleri ile ilişkiye geçilerek mutlaka desteklenmesi gerekmektedir. Unutmayalım onlar bugün sayıları az ve küçükler, büyüdüklerinde biz büyüklerden hesap soracaklar. Yazın Şişli Belediyesi tarafından Bursa Uludağ’da yapılan “Liderler Kampı’nda” üç gün içerisinde çocuklara verilen sevgi- dostluk- paylaşımcılık eğitiminin çocukların psiko-sosyal gelişimlerinde ne denli yararlı olduğunu aileler gördü. 

5000’den fazla öğrencinin katıldığı kampta, profesyonel meslek elemanları aracılığı ile verilen oyun ağırlıklı eğitimlerle çocukların birbirlerine karşı duydukları sevgi- hoşgörü ve saygı gelişti. Şişli de devam edecek “Liderler” çalışmasının yansımaları okuldaki başarının yükselmesi ile görülecektir. Bu nedenle çocukların okuldaki başarılarına destek olan bu çalışmaları yürüten sosyal Belediyeci önderi Mustafa Sarıgül’e çocukların duyduğu sevgi boşuna değildir.

Kaynak: http://www.kentimgazetesi.com/index.php?option=com_content&task=view&id=581&Itemid=74

Sokakta Çalışan Çocuklar

Bir ülkede çocukların yaşatılması gelişimi ve korunması o ülkenin toplumsal ekonomik yapısı ve sorunlarıyla yakından ilişkilidir. Türkiye’nin toplumsal-ekonomik yapısı ve sorunlarını belirleyen toplumsal olguların başında nüfus artışı, göç ve kentleşme gelmektedir.
 

Sanayileşme süreciyle beraber göç kırlardan kentsel yörelere, küçük kentlerden büyük kentlere, gelişmemiş bölgeden gelişmiş alanlara olmak üzere sürmektedir. Göçün temelinde nüfus artışı, makineleşme ile ortaya çıkan işsizlik ve büyük kentin olanakları gibi faktörler bulunmaktadır. Göç sonucu büyük kentlere akan nüfusun çoğunluğu bugün “Varoş (gecekondu)” denilen genellikle yoksul yerleşim alanlarında oturmaktadır. Gecekondu yörelerinde yaşayan nüfusun yoksulluk, işsizlik, aile parçalanması, suçluluk, alkol bağımlılığı, aile içi şiddet vb. gibi sorunları daha çok yaşadığı bir gerçektir. Kentlerde koruyucu, önleyici, eğitici çalışmaların yapılamamış olması sosyo ekonomik güçsüzlük sonucu sorunları daha da ağırlaştırmakta ve bu durum en çok çocukları etkilemektedir. Sonuç olarak bu çocuklar ana babanın bakım ve denetiminden uzaklaşmakta. Genellikle çalıştıkları için eğitim kurumlarından daha az yararlanmakta ve nihayet büyük kentlerin sokaklarında yaşamlarını kendi başlarına sürdürmek zorunda kalmaktadırlar. Büyük kentlerdeki “sokak çocukları” sorunu bu aşamada kendini göstermektedir. Türkiye’de ilk olarak 1950’li yıllarda ortaya çıkan “köprü altı çocukları” kavramına benzer olan sokak çocukları “ana-baba’nın koruması ve bakımının yetersizliği nedeniyle kısmen yada tamamen sokaklarda yaşamak zorunda kalan çocuklar” olarak tanımlanabilir. Bunlar evden kaçan, evden atılan aile tarafından ihmal edilen ve kötü muamele gören eğitim kurumları ile bağları zayıflamış, hatta tamamen kopmuş, sokaklarda gece gündüz savunmasız ve korunmasız dolaşan, bazen dilenen, bazen de bir iş bulup çalışan çocuklardır. Türkiye’de sokak çocuklarının en çok bulunduğu kent nüfusu 15 milyon nüfusu olan İstanbul’dur. Sorunu bu denli yoğun yaşayan İstanbul’da İstanbul Valiliği öncülüğünde Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü Koordinasyonunda Kurumsal çalışmalar dokuz yıldır yürütülmektedir. Ancak konunun önemi nedeniyle kurumsal çalışmalara sivil toplum örgütlerinin, halkın  özellikle basının duyarlılığı çok önemlidir.
 

Temelinde kontrolsüz göç, işsizlik, eğitimde fırsat eşitsizliği, ailenin sosyo-ekonomik  ve kültürel yoksunluğu, gelir dağılımındaki düşüs olan sosyal olgu ile başedilememesi  halinde telafisi güç sorunlar yaratılacaktır. Sokakta Yaşayan Ve Sokakta Çalıştırılan Çocuklar sorununa çözüm modeli olarak ailenin güçlendirilmesi temel amaç olmalıdır.
 

Bu amaçla özellikle gecekondu bölgelerinde başlamak üzere açılacak Toplum Merkezleri, Aile Danışma Merkezleri önemli kuruluşlar olacaktır. Ailenin ekonomik, sosyal ve eğitimsel alanda güçlendirilmesi çocukların bilinçli yetişmelerine olanak yaratacaktır. Yerel Yönetimlerin varlığı ve çalışmaları çok önemlidir. Her çalışmada olduğu gibi aileye yönelik çalışmalarda da öncü olan Şişli Belediyesi aile merkezli çalışmalara hız vermektedir. Sayıları hızla artan sosyal amaçlı merkez ve kurslarla binlerce çocuk, kadın, engelli ve yaşlılarla birebir ilgilenilmekte sivil toplum örgütleriyle sıcak ilişkiler geliştirilmektedir. Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün halk tarafından çok sevilmesinin temelinde de insan sevgisini temel alıp onların sorunları ile yakinen ilgilenmesi yatmaktadır.


Kaynak: http://www.kentimgazetesi.com/index.php?option=com_content&task=view&id=56&Itemid=74

Başka Mardinler Yaşanmasın

Bir haftadır ülkemizi yasa boğan Mardin de yaşanan vahşet, tüm halkımız ve tüm Dünya halkları tarafından yakinen takip edilerek lanetlemektedir. Hiç bir sebep masum çocukların, hamile kadınların, korunmasız insanların hunharca öldürülmesini haklı çıkartamaz.

En ağır savaş ortamlarında bile böylesi vahşetin yaşanmadığını toplum olarak bilmekteyiz. İnsanı en yüce varlık, masum insanların korunmasını da en temel öğe sayan Sosyal Hizmet Uzmanları olarak; anne-babasını yitiren 70 çocuğun bazı yazılı ve görsel medya elamanları başta olmak üzere; çocukla ilgili mesleki formasyonu olmayan kişi ve kuruluşlar tarafından istismar edildiklerini büyük bir şaşkınlık, öfke ve de endişe ile izlemekteyiz.

Çocuklarların korunmasından, bakılmasından birincil derecede sorumlu olan aileden sorumlu Devlet Bakanını, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğünü, çocuk dostu tüm dernek, vakıf ve sivil toplum kuruluşlarını acilen göreve çağırıyoruz. Bu düşünceyle Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği Olarak aşağıdaki önlemlerin vakit geçirilmeden acilen yerine getirilmesi gerekmektedir.

1-Psiko-Sosyal travma geçiren çocuklara sosyal hizmet uzmanı, psikolog, çocuk gelişim uzmanları aracılığı ile hemen müdahale edilmeli. Çocukları bulunduğu ortam içerisinde rehabilite edilmesi için bireysel ve grup çalışmaları başlatılmalıdır.

2- Çocukları varsa yakınlarından ayırmadan aile ortamı içerisinde Devlet tarafından karşılanacak ayni ve nakdi yardımla desteklenerek bakılmaları sağlanmalı. Koruyucu aile kapsamına alınılmalı.

3-Çocukları başka İller deki çocuk yuvalarında bakılmaları, pahalı hediye ve yardımlarla çocukların yaşadıklarını unutturma çalışmaları sonuç vermeyeceği gibi olumsuz etkilenmelerine ve bastırılmaya çalışılan acıların bir zaman sonra başka biçimde patlamasına fırsat yaratacağı unutulmamalı. Bu nedenle acılarını bulundukları ortamda tedavi edilmesi için yardımcı olunmalı.

4-Köyde veya çok yakın bir yerde kurulacak geçici ve korunaklı bir gündüzlü rahabilitasyon merkezinde veya çocuk evinde meslek elamanlarından oluşan(hepsi profosyonel meslek elamanı olan sosyal hizmet uzmanı, psikolog, çocuk gelişim uzmanı ve diğer çocuk dostu profosyonel elamanlar) ekip tarafından korunmalı, eğitilmelidir.

5-Ailelere destek anlamında eşlerini çocuklarını yakınlarını yitiren ailelerle mesleki çalışma yapılmalı. 6-Özellikle basın mensuplarının çocuklara soru sorarken yaşadıkları acıyı tekrar yaşamalarına olanak sağlayan yaklaşımlardan kaçınmaları gerekmekte.

7-Başka Mardinler yaşanmaması için Sosyal Hizmetler Ve Çocuk Esirgeme Kurumu ve yerel yönetimler tarafından Toplum merkezleri açılmalı, sayıları artırılarak özellikle güneydoğu ve doğu Anadolu bölgesinde başta kadınlar olmak üzere tüm bireylerin bilinçlenmesine katlı sağlanmalı. Özellikle kızların okutturulması ile ilgili kampanyalar yapılmalı. Şişli Belediyesi, İstanbul Üniversitesi ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği işbirliği ile yapılan “Evden Yeniden Okula Kampanyası” çok olumlu sonuçlar verdi. Aynı çalışma o bölgelerde de yapılabilinir. Çeşitli sebeplerle okullarını yarım bırakan kızlara, kadınlara yeniden fırsat yaratan bu proje ile öncelikle cahilliğin yenilmesi, çağın gerisinde kalmış kan davası, töre cinayetlerinin son bulması için hızla bilinçlenmeye ihtiyacımız vardır.

8-Göç etmek zorunda kalan aileler içinde öncelikli çalışmalar yapılmalı. Ekonomik ve sosyal anlamda desteklenmesi gerekmekte. Bu anlamda yerel yönetimlere, sivil toplum örgütlerine büyük görev düşmektedir. 8-Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği olarak çocuklarla ilgili her olayda gönüllü olarak görev almaya hazırız.

Saygılarımla.

Kaynak: http://www.kentimgazetesi.com/index.php?option=com_content&task=view&id=800&Itemid=74