Korunmaya Muhtaç Çocukların Kaldığı Çocuk Yuvaları ve Yetiştirme Yurtları Gerçeği

Korunmaya muhtaç çocuklar ve bu çocukların bakılıp korunduğu kurumlar olarak Çocuk Yuvaları ve Yetiştirme Yurtları toplumda en az bilinen ama haklarında en çok konuşulan, ‘konuşulabilen’ kurumlar oldu. Oysa çok fazla bilinmeyen bu hassas kurumlar hakkında basına haber vermeden önce çok daha dikkatli ve hakkaniyetli olmak gerekmektedir. 

 Bu kurumlar hala hem basında hem kamuoyunun genelinde ‘hayırseverlik’  ve ‘kimsesizler’ alanı olarak görülmektedir. Oysa genel olarak ‘sosyal hizmetler’ özel olarak ‘korunmaya muhtaç çocuklar’ alanı bir kamu alanı olarak modern bürokratik alanının bir parçasıdır. Bu alan yani çocukların tespiti, bakımı, kurumlardan izinsiz ayrılışı, çocukların ‘kaçak’ durumdayken yapılacak işlemler tanımlanmış, bir mevzuata bağlanmış ve her isteyenin ‘öğrenebileceği’ bilgilerdir. Ancak bu konuları gündeme getirenler çoğu kez bu mevzuat yokmuş gibi davranmaktadır.   

 En son yazılı ve görsel basında yer alan İstanbul Atatürk Kız Yetiştirme Yurdu ile ilgili olarak gündeme gelen konular aynı yöntemle tartışılmaktadır. Yurtta otuz çocuğun ‘olmadığı’ bilgisi, ancak konuya ilişkin mevzuat ve uygulamaların bilinmemesi, bilinmek istenmemesi ya da ‘manipülatif’ amaçlı kullanımı ile açıklanabilir. Birkaç yıl içinde Yurttan ayrılan çocukların sanki hepsi bir gece ayrılmış gibi gösterilmesi bu manipülasyonu göstermektedir. Bu alanı bilen ya da bilmek isteyen için ‘anlaşılabilir’ bir sorun iken; saptırmak isteyenler için bir ‘skandala’ dönüşebiliyor

. Çocukları ‘fuhuştan’ koruyan kurumlar maharetli ellerde ‘fuhuşa’ zemin hazırlayan kurumlar gibi gösterilirken; hepimizin ortak değer kabul ettiğimiz çocuklara zarar verildiğini unutur olduk.

 Bu konuların en son tartışılacağı alanda, yani basında ilk tartışılmak iyi niyetle açıklanmaktan uzaktır. Bu nedenle aşağıdaki hususları kamuoyu ile bir kez daha paylaşma ihtiyacı duymaktayız: 

1)   SHÇEK(Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu) birçok diğer kamu kurumu gibi ciddi ve yapısal sorunları olan bir kurumdur. ”Türkiye’nin en büyük ailesi olarak tanımlanır” Bu kurumun en temel sorunu toplumsal sorunlar karşısında yetersiz kurumsallaşma, yetersiz meslek elemanı(sosyal Hizmet Uzmanı,Psikolog,Çocuk gelişim uzmanı,meslek öğretmenleri), yanlış personel rejimi,ucuz işgücü amacıyla taşeron şirketlerden kalifiye olmayan elaman istihdamı,siyasi amaçlı yapılan sürgün ve tayinler,mesleki bilgi deneyim ve konunun uzmanı olmayan yöneticilerin atanması ve bütçe yetersizlikleridir.

2)    Dernek olarak daha güçlü bir SHÇEK gerekliliğine inanmaktayız. Ancak konuyu yanlış yansıtan bu tür manipülatif haberler bu Kurumu sürekli zayıflatmaktadır; hem buralarda barınan çocukları hem de çalışanları sürekli taciz etmektedir. Kurum ve çocuklar toplum nezdinde sürekli ‘dışlanmaktadır’ ve itibar kaybına uğratılmaktadır. Kız yetiştirme yurdunda kalan kızlarla ilgili Bakan ve bir milletvekilin basın önünde tartışmaları çocukları olumsuz yönde etkilemektedir.Okula giden kızlara sorulan sorular ve yanlış değerlendirmeler onurlarının kırılmasına ,kişiliklerinin örselenmelerine sebep olmaktadır Hele kızların basında konu mankeni olarak teşhir edilmeleri son derece sakıncalı.Bu nedenle okula gitmek istememekte ,insanlardan kaçmayı yeğlemekteler.

3)  SHÇEK problemsiz bir kurum değildir; ama ‘çocukların fuhuşa’ itildiği gibi ciddi iddialar gündeme getirilmeden önce mutlaka doğrulanmalı; sorunun tarafları olarak yetkililer ve ilgili sivil toplum kurumlarının görüş ve bilgisine mutlaka başvurulmalıdır.

4)    Siyaset de ‘problemsiz’ bir alan değildir. Birçok siyasetçi arasında birçok sorun olabilir; ama kendi aralarındaki sorunları çözmeye çalışırken; ‘çocukları’ alet etmenin hiçbir etik yanı yoktur. Çocukları, çocukları  ‘koruma adına’ hareket eden kişilerden nasıl koruyacağız? Bu noktada basının haberlerinde daha sıkı süzgeçler kullanmasının tek seçenek ve bir basın ahlak görevi olduğu açıktır.

5)  Meslek örgütü olarak yaptığımız incelemelerden Kurumun ihmalinden kaynaklanan bir ‘fuhuş’un söz konusu olmadığı anlaşılmıştır. Sorun çocuklardan çok ‘çocukların’ sözde koruyucuları arasındadır. Halen adı geçen Kuruluşun müdürlüğünü yürüten meslektaşımızın(Atatürk Kız Yurdu Müdürü) bu konularda herhangi bir ihmali söz konusu değildir. Kendisine karşı yürütülen çirkin muhalefette, çocuklar kullanılmaktadır.

 6)  Toplumda küçük yaşta kız çocuklarının fuhuşa sürüklendiği bilinen bir durumdur; duyarlı kişi ve kuruluşların bu konuda fuhuşun kaynağı olan mafyavari kesimlere yönelmelidirler; bu çocukları koruyan ‘sosyal hizmet kurumlarını’ mesnetsiz suçlamak ise bir hedef saptırmadır. Bu kurumlara bu toplumun ve çocukların daha çok ihtiyacı olduğu unutulmamalıdır.Bir başka yanlışta bu kurumları işlemeyen ,mutsuz kuruluşlar gibi gösterip özel kiş,dernek ve vakıflara devredilme anlayışında olanlara ortam yaratılmak istenmektedir. Sosyal hizmet kurumları denetime ve incelemeye açık olmalıdır; ama ‘baskınlara’ da kapalı olmalıdır. Buralarda ‘gece baskınları’ ile alınacak her tür bilgi ‘gündüz ziyaretleri’ ile de alınabilirken neden ‘İlgililer’ gündüz aydınlığından korkuyorlar? 

Basında “Bahçelievler Çocuk Yuvasında Fuhuş” haberleri ile ‘sosyal hizmetler’ ve ‘çocuklarımız’ bir kez daha hak etmedikleri bir bağlam içinde gündeme gelmiştir; ama bilinmelidir ki bu ‘muhbirlik bilgisine dayalı basında tartışma’ geleneği ‘çocukların’ daha iyi korunmasına hiçbir fayda getirmemiştir. Aksine bu yöntem sosyal hizmet kurumlarını, çalışanları ve savunmasız çocuklarımızı sürekli rahatsız etmiş, rencide etmiş ve çocukları cinsel istismardan koruyacak sistemi zayıflatmış, güçlendirmemiştir.

Çağdaş Sosyal Devlet: sosyo-ekonomik yönden yetersiz olan toplum kesimlerini destekleyen,güç koşullarda yaşayan ihmal ve istismara uğrayan,özel ilgi ve desteğe gereksinim duyan yurttaşlarına sahip çıkmayı,el uzatmayı,kendisi için görev,yurttaşları adına hak bilen bir devlettir. Çocuk Esirgeme Kurumu 1921 yılında kurtuluş savaşı sürerken şehit çocuklarını yetiştirmek üzere büyük önder M.Kemal ATATÜRK ün talimatı ile Himaye-i Eftal cemiyeti olarak kurulmuş olup daha sonra Çocuk Esirgeme Kurumu olarak faaliyetine günümüze kadar devam etmiştir.Bu kurumlarda yetişmiş devletin iyi kademelerinde görev olan sayısız bürokratlar, saygın işadamları, seçkin sanatçılar yetiştiren bu kuruma sahip çıkmak insani görevimiz olmalıdır.Bu kurumlarda korunma altında olan on binlerce çocuğun ihmal ve istismar edilmelerine izin verilmemelidir.Hangi konumda olurlarsa olsunlar “çocuklar toplumundur,Devletindir anlayışı ile sahip çıkmak gerekir. 

Kaynak: http://www.kentimgazetesi.com/index.php?option=com_content&task=view&id=191&Itemid=74   

Karne Sendromu

Eğitim–öğretim yılının I.dönemi sone ermesi dolayısıyla yüz binlerce karne alacak. Dönem sonunda başarılı olup sevinç ve mutluluğu yaşayan öğrencilerin yanı sıra zayıf notları nedeniyle üzülen öğrencilerde olacak. ``Öncelikle ailelerin unutmaması gereken şey, çocukları başarısız ise onların her zamankinden daha çok desteğe, güvene ve sevgiye ihtiyacı olduğudur. Karnesinde zayıf olan çocukların anneleri “Baban seni dövecek”,  “kemiklerini kıracak” gibi tehditlerde bulunmasın. Çocuğa “Senden adam olmaz”  gibi onur kırıcı sözler söylenmesin. Özellikle, “Seni ağır işe vereceğim. Hayatı gör” gibi tehdit ve ağır sorumluluk içeren sözlerden kaçınsınlar. Sokakta yaşayan, madde kullanan ve sokakta çalıştırılan çocukların büyük bölümünün aile içi şiddet ve onur kırıcı davranışlar görmeleri sonucu evden kaçtıkları yapılan araştırmalarca saptanmıştır.

Karnenin mutlak başarı içim tek ölçüt olmadığını düşünerek ailelerin, karnelerinde zayıf notu bulunan çocuklarına güven duymaları ve sevgi göstermeleri gerekmektedir. Başarısızlık varsa ailenin tümü sorumludur. Çocuğu ailesinden, okulundan ve çevresinden ayrı düşünemeyiz. Sınıfların kalabalık oluşu, yanlış arkadaş seçimi, olumsuz aile ve çevre koşulları, eğitim sisteminden kaynaklanan çeşitli sebeplerle çocuklar bazı dönemlerde başarısızlık örneği gösterebilirler. Bu durumu geçici bir dönem olarak değerlendirip onlara yardımcı olmalıyız. Çocukların kendilerine olan güven duygularının desteklenmesi onların başarılı olmaları için olumlu isteklendirme olacaktır.

   Anne–Babalara öneriler

Dezavantajlı konumda olan çocukların Anne–babaların çocuk yetiştirme konusunda mutlaka eğitimden geçirilmesi gerekmektedir. Zayıfı olan Anne -babalara basit uyarılar.

  • Karnesinde zayıfı olan çocuklarınızı sinemaya, tiyatroya götürerek üzüntüsünü birlikte paylaşarak rahatlamasına imkân yaratalım
  • Çocuklardan ve gençlerden yapamayacakları şeyleri istemeyelim.
  • Yetenekleri ötesinde başarı göstermelerini beklemeyelim.
  • Başka çocuklarla karşılaştırmayalım. Onlara haksız cezalar vermeyelim ve fiziksel cezaya hiçbir zaman başvurmayalım. Bu, çocukların evden uzaklaşmalarına neden olur.
  • Çocukların yaş ve fiziksel özelliklerine uygun sportif imkânlar sağlayalım.
  • Çocukları sürekli eleştirmeyelim. Onların yaptığı olumlu şeyleri beğenelim ve takdir edelim.
  • Çocukların arkadaş grupları ve akranlarıyla olan ilişkilerini takip ve kontrol edelim.
  • Çocuklarımızın sokaklarda çalışmasına izin vermeyelim. Eğitimlerinin devamını sağlayalım. Çünkü sokaklar, çocuklar için tehlikelerle doludur.
  • Sokağın tehlikelerini ailelere anlatalım, sokakta satıcılık yapan çocuklardan alışveriş yaparak sokağı cazip hale getirmeyelim.

Saygılarımla.

Kahraman Eroğlu
Sosyal Hizmet Uzmanı Aile Danışmanı
Şişli Belediye Başkan Yardımcısı
Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği İstanbul Şube Başkanı 

İhtiyarlık da Bir Misafirdir; Onu Ağırlamak Gerekir

18-24 Mart Dünya Yaşlılıar Haftası olarak kutlandı. “Geçmiş zaman olurki hayali cihan değer” bu söz özellikle yaş ilerledikçe insanlarımızın diline gelip yerleşiyor ve çokça söylenir olmaya başlıyor. Son yıllarda dünya nufusunun hızla yaşlandığı ortamda yaşlılık bir sorun olarak tıp biliminin ve insan yaşamının vazgeçilmez bir sosyal sorunu haline geldi.

Tıp biliminde son yıllarda ortaya çıkan olumlu gelişmeler, özellikle mikrobik hastalıkların tedavisi, koruyucu hekimlikte gelişmeler, sağlıklı beslenme ve spor yeryüzünün demografik yapısı önemli ölçüde değiştiriyor. Bunun sonucunda ise özellikle gelişmiş ve gelişmekte olan toplumlarda ortalama yaş ömrü uzuyor. Buna bağlı olarak gelişmiş ülkelerde yaşlılıarın nufüsa oranı da hızla artıyor.Bu amaçla çoğu ülkelerde hızla artan yaşlı nufus için çözüm yolları aranmaktadır. 

Çağdaş yaşamın gereği olarak kurulan huzurevleri,bakımevleri,yaşlı danışma merkezleri,yaşlı kulüpleri hızla yaygınlaşmaktadır.Özellikle şişli belediyesi gibi sosyal Belediyeciliğin öne çıktığı yerlerde yaşlılara verilen hizmetlerin çeşitliliği ve hareketliliği yaşlıların motivasyonunu artırmaktadır.Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgöl tarafından bir yıl içerisinde 10 bin civarınd yaşlı ve emekli Çanakkale asos da otelde üç günlük tatile gönderilmesi,emekliler evindeki yaşlıların sık sık gezilere gönderilmesi  muzik ,tiyatro çalışmaları yaşlıları mutlu etmiştir.   

Tolumlardaki yaşlı nufüsünun bu dikkat çeken artışı bir çok sosyal sorunu da birliklte getiriyor. Sosyal ve ekonomik açıdan gelişmekte olan ükemizde yaşlılık ve yaşlıların sorunları giderek ciddi sorunlar kazanıyor. Çarpık kentleşme, kontrolsüz göç, ekonomik ve sosyal sorunlar geniş alileden çekirdek aileye geçiş.Ev ortamı içerisinde bakılamayan veya çocukları tarafından kabul görmeyen yaşlılar için  ev bakımı dışında çeşitli kurumsal bakım merkezlerini gündeme getirmektedir. Bu amaçla resmi ve özel huzrevlerinin sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Ancak huzurevlerinin hem fiziksel hem de sosyal konumları itibariyle toplumsal yapımıza tam yerleşmediğinden huzurevlerine yaşlıların girmesinde çeşitlli sıkıntılar yaşanmaktadır.Son zamanlarda basında olumsuz şekilde yer alan bakımevleri,huzurevleri  yaşlıların huzur evlerini tercih etmelerini olumsuz yönde etkilemektedir.Sosyal Hizmetler İl Müdürlükleri tarafından ruhsatlandırılan huzurevlerinin sık sık denetlenmesi herşeyden öncede kurumda meslek elamanlarının çalıştırılmasına (Sosyal Hizmet Uzmanı,Psikolog,Doktor,Hemşire) dikkat etmek gerekmektedir.     

Gelişmiş toplumlarda yaşlı ile çocukları arasındaki ilişki “uzak mesafedeki yakınlık olarak ortaya çıkıyordu” durum bizde ise çok daha farklı bir durum izliyordu. Bizim toplumumuzda yaşlı her zaman saygı görmüş, devamlı fikri alınmış, kendisine örf ve adetler konusunda danışılan bilge kişi fonksiyonu yüklenmiştir.. Bu nedenle huzurevlerinde kalan yaşlılar aşırı ilgi beklerken evlerinde yalnız kalan yaşlılarda çocuklarının ve yakınlarının sık aramasını beklemektedir.  

İlerleyen yaş, yıpranan beden ve zihin fonksiyonları insanları daha korunmaya yönelik kılıyor. Huzur evleri birçok yaşlı insan için bir ev, yuva sıcaklığını vermese de bir barınma yeri görevini gösteriyır. Yaşlılar genellikle huzurevlerine üç sebeple gelirler.Kendi isteği ile gelenler,Çocuklarının ikna veya zorlaması ile gelenler,hiç kimsesi olmadığı için komşular veya ilgili kurumlar tarafından getirilenler.Huzurevleri,60 ve daha yukarı yaşta ,kendi işini kendi görebilen,ekonomik ve sosyal yoksunluk içerisinde olan,bulaşıcı hastalığı olmayan yaşlıları kabul etmektedir.Ancak yaşı küçük olan yakını olmayan muhtaç durumda olan yaşlılar ise huzurevi imkanlarından yararlanmakta nzorlanmaktadırlar.Bu nedenle yönetmeliğin değiştirilmesi günün koşullarına uyarlanması gerekmektedir

Huzurevleri yanında tmahallelerde yaşlı kahveleri,yaşlı danışma merkezleri,yaşlı kulüplerininde süratle açılmasına ihtiyaç vardır.Her şeyde öncü olan Şişli Belediyesinin yakın zamanda bu kuruluşların açılması  için gerekli  çalışmaları başlatacaktır.    

Sağlıklı yaşlılık geçirmek için beslenmeye,spora önem vermek günlük sosyal yaşamla canlı ilişkiler kurmak hayattan zevk alarak yaşamımızı sürdürmeliyiz.Unıutulmaması gereken şey” İNSAN HİSSETTİĞİ YAŞTADIR”Yaşlılar haftası yaşlılara moral verirken gençler içinde bir gün mutlaka yaşanacak doğal süreç için koruyucu önlemleri şimdiden düşünülmesini gösterecektir.


Kaynak: http://www.kentimgazetesi.com/index.php?option=com_content&task=view&id=321&Itemid=74

Kadın Dayanışma Merkezleri ve Kadın Sorununa Bakış

20 .yüzyıl başında New York’da Konfeksiyon ve tekstil fabrikasında çalışan kadınlar insanlık dışı çalışma koşullarına ve düşük ücretle çalışma koşullarının iyileştirilmesi amacıyla örgütlenerek eyleme başladılar.Çalışma saatlerinin 8 saate indirilmesi,insanca ücret,oy hakkı ve çocuk emeyine son vermek amacıyla yaptıkları eylemde “ekmek ve gül” sloganını kullandılar.Ekmek iş güvenliğinin,gül ise daha iyi bir yaşamın sembolüydü.1910 yılında kopenhakta toplanan Sosyalist Enternasyonal Konferasında Kadınlar günü önerisi ABD deki konfeksiyon işçilerinin grevinden esinlenen Clara Zetkin tarafından 8 mart “Kadınların Uluslar arası birlik Dayanışma ve Mücadelwe Günü” olarak ilan edildi.Böylece 8 Mart dünya kadınlarının yüzyıldır yürüttüğü özgürleşme mücadelesinin kutlandığı kadınların ekonomik,demokratik,sosyal haklarını dile getirdikleri gün olarak kutlanılmaya başlandı.Tüm Dünyada olduğu gibi ülkemizdede büyük bir coşku heyacankla “kadınlar Günü “yıllardır kutlanmaktadır.  Türkiye’de ki kadın emeğinin, istihdamındaki oranı %23 lere gerilerken, kayıt dışı sektörde çalışan kadın oranı, toplam kadın işgücünün %37 sini oluşturuyor. Gelir dağılımındaki eşitsizliğin derinleşmesi en çok kadınları etkiliyor. Yoksulluktaki artış, yoksul kadın kitlesini hızla genişleterek kayıt dışı, yasadışı işlere zorluyor.

Ülkemizde kadına yönelik her türlü ayrımcılığın yanı sıra ,fuhuş,aile içi şiddet,ekonomik ve siyasal şiddet her geçen gün daha da tırmanıyor.Bir bütün olarak toplumun tüm birimlerinde (özellikle okullardaki)yükselen şiddet dalgası artık kaygı verici boyutlara ulaşıyor.Yapılan araştırmalarda kadına yönelik şiddet oranı en yüksek olan ülkeler arasında yer almaktayız.Özellikle Namus ve töre Cinayetlerinde ölen kadın sayısı  son yıllarda artmaktadır. Kadının toplumsal statüsündeki sorunları, kadına yönelik toplumsal baskı ve engellemelerin, ekonomik bağımlılık ataerkil aile ve feodal toplum yapılanması gibi temellerden Doğduğu görülmektedir.

Ülkemizde toplam nüfusun yarısını yani % 50.67’sini kadın nüfus oluşturmaktadır. Kadının dünyada olduğu gibi Türkiye’de de birçok kesimde ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyor olması hak etmediği bir hayatı sürdürmesine neden olmaktadır. Kadınlar arasında okuma yazma bilmeyenlerin oranı hala ciddi boyuttadır. Kadınların iş yaşamında meslek tercihlerindede kısıtlılığı sosyal, siyasal gelişimlerinin engellenmesi ayrımcı tutumun yansımasıdır.

Erkek egemen toplum anlayışının, cinsiyetçi toplum ilişkilerinin ve cinsiyetçi iş bölümünün bir toplumsal tabanı olduğu açıktır. Bu durum kadına özerk birey olma hakkını tanımamakta, şiddeti açık hale getirmekte ve onu cinsellik ve doğurganlığa indirgemektedir.

Aile içi ve aile dışı şiddet, dayak, ensest, tecavüz, cinsel taciz, eve mahkûmiyet, eğitim, çalışma, siyasi faaliyet hakkı, karar verme mekanizmalarında yer alma durumu gibi psiko-sosyal engellemeler çalışma koşullarında fiili eşitsizlikler başlıca sorunlardır. Fiziksel, cinsel, duygusal, ekonomik şiddet başlıkları altında süren bu davranışta kadının yaşı, sosyo-ekonomik durumu ne olursa olsun yaşanmakta söz konusu şiddet ya bilinmekte ya da birçok kadın tarafından kabullenilmesi gereken bir süreç olarak algılanarak varlığı gizlenerek devam etmektedir.

Bu düşünceyle kadın danışma merkezlerine şiddetle ihtiyaç vardır.Ancak kadın danışma merkezlerinde çalışacak meslek elamanlarının tanımının çok iyi belirlenmesi gerekiyor. Sosyal hizmet Uzmanı,Psikolog, Aile Danışmanı;Psikiatrist gibi mesleki formasyon sahibi meslek elamanlarının bu merkezlerde çalışmalarının yararlı olacağı inancındayım.Çok yakında Şişli Belediyesi tarafından açılacak Kadın Danışma Merkezlerinde kadınların her türlü sorunları ile ilgili bilimsel ve mesleki çalışmalar yapılacaktır.  İç İşleri Bakanlığı tarafından yayınlanan genelge uyarıncada her il ve büyük ilçelerde Kadın Sığınma Evlerinin açılmasını zorunlu hale getirmektedir. Özellikle eşleri tarafından şiddete uğradığı için gidecek yeri olmayan kadınlar için sığınma evleri çok önemlidir. İstanbul gibi mega şehirde sayılarının beşi, altıyı geçmemsi “Dünya Kadınlar Gününde”önemli bir eksikliktir. Tüm çalışmalarda olduğu gibi sosyal belediyecilikte de öncü olan Şişli Belediyesinde yakın zaman da kadın sınma evi açılması için çalışmalar başlamıştır. Başkanımız Mustafa Sarıgül İlçemizde belediye öncülüğünde İstanbuldaki 42 Kadın Sivil Toplum örgütünü toplayarak uzun erimli çalışma başlatması kadın sorunlarına bakışındaki hassasiyeti gösrtermiştir. Bu nedenle 8 Mart kutlamasında üç binden fazla kadın Lütfü Kırdar salonunu doldurdu.

Kadınların ekonomik, demokratik, sosyal ve siyasal haklarını en geniş anlamda savunmak için kendi örgütlenmelerine destek yanlarında olduğumuzu göstermeliyiz. 

Kaynak: http://www.kentimgazetesi.com/index.php?option=com_content&task=view&id=252&Itemid=74

Evlilik Okulu

Anayasanın 50. maddesi “Türk toplumunun temeli ailedir” demektedir. Aileyi oluşturan: anne-baba-çocuklar arası ilişkinin biçimi, sağlıklı oluşu toplumun yapısını da etkilemektedir. Aile: Aynı çatı altında yaşayan, gelirlerini paylaşan, evlilik ve kan bağlarıyla birbirine bağlı, çeşitli rollerle birbirlerini etkileyen bireylerin oluşturduğu yasal, toplumsal ve ekonomik bir kurum olarak tanımlanır. Aile Çeşitleri olarak Çekirdek Aile, Geniş aile, Ataerkil aile, Anaerkil aile olarak adlandırabiliriz.

Bu aile biçimleri ekonomik ve sosyal gelişime bağlı olarak değişikliğe uğrar, Çarpık kapitalist gelişmeye bağlı olarak yaşanan ekonomik krizler, çarpık kentleşme, işsizlik, gelir dağılımındaki eşitsizlik, eğitim seviyesinin düşüklüğü, kültürel farklılık, toplumsal yaşamdaki baş döndürücü gelişmeler ve değer yargılarındaki hâkimiyetin değişkenliği aile yapısında sorunların doğmasına neden olmuştur. Son yıllarda kurulan aile mahkemelerinde her gün yüzlerce boşanma davası görülmektedir.

Aile mahkemesi hâkimlerinin, bilirkişi sosyal hizmet uzmanı ve psikologların verdikleri bilgilere göre evlenen gençlerin evlilik konusunda gerekli bilince sahip olmadan aceleci birliktelikleri kısa zaman sonra anlaşamazlıklarla sonuçlanmakta olup ayrılma gerekçesi ile mahkemeye başvurdukları söylenmektedir. Boşanmak için başvuran çiftlerde çocukta varsa aileler arası sert tartışmalar yaşanmakta, bazen ölümle de sonuçlanan üzücü olaylar yaşanmaktadır. Çocuk üzerine yapılan hesaplaşmalardan çocuklar büyük yara almakta, ihmal ve istismara da uğradıkları basındaki haberlerden ve terk çocuklar sorunundaki artışlardan gözlemlenmektedir. Bu amaçla gençlerin birbirlerini iyi tanımaları, sağlıklı evlilikler kurmaları amacıyla “evlilik okullarının” kurulmasında şiddetle ihtiyaç vardır.

Evlilik okullarında profesyonel meslek elamanlarınca (Psikiatrist, aile terapisti, aile danışmanı, psikolog, sosyal hizmet uzmanı) verilen eğitimlerle; Sen mesajı Ben mesajı Sözlü, sözsüz mesajlar Gönderilmiş alınmış mesajların farklılığı konuları grup çalışması şeklinde işlenmekte; Tam iletişim modelleri konularında kursiyerlere teknik bilgiler verilecektir. Ayrıca Kişilerin evlilikten beklentileri Ortak beklentiler oluşturma konularında uygulamalı eğitimler verilerek evlilikte rol kavramları konularında bilinçlenmelerine yardımcı olunacaktır.

Ebeveynlik ve akraba ilişkileri konularında da Kazanılacak yeni kimlikler, anne-babalık, velilik, çocukların sorumluluğu, mal paylaşımı, hukuksal haklar konularında kısa zamanlı çalışmalar yapılması yararlı olacaktır. Şişli belediyesi olarak sağlıklı toplum sağlıklı evliliklerle olur anlayışı ile yakın zamanda Gülbağ Toplum merkezinde ilk olarak “Evlilik Okulu” hizmete açılacaktır. Toplam sekiz saat süren eğitimle gençlerin birbirlerini tanımaları, evlilikte sorumlulukların paylaşımı, aile ilişkileri gibi çeşitli konularda sorularına cevap verme, aydınlatma anlamında rehberlik yapılacaktır. Şişli Belediye başkanı Mustafa Sarıgül gençlere verdiği özel önemle onların mutluluğu için hiçbir fedakârlıktan kaçmamaktadır.

Her şeyde olduğu gibi sosyal belediyecilikte de öncü olan şişli belediyesinin bu hizmetinden yararlanmak isteyen gençler ücretsiz olarak istifade edebilirler.

Geniş bilgi için Gülbağ Toplum Merkezinde sosyal hizmet uzmanı Hüseyin Gazi Karacam dan bilgi alabilirsiniz.   

Kaynak: http://www.kentimgazetesi.com/index.php?option=com_content&task=view&id=743&Itemid=74